Amerika Birleşik Devletleri'nin ardından dünyanın en büyük ikinci altın rezervine sahip olan Almanya'da, artan ekonomik baskılar ve yükselen tüketici fiyatları karşısında, ülkenin devasa altın stoklarının bir kısmının değerlendirilmesi gündeme geldi. Almanya Merkez Bankasının (Bundesbank) elinde tuttuğu 3 bin 350 ton altının güncel piyasa koşullarında 440 milyar euro'yu aşan bir değere ulaştığı hesaplanıyor.

Ekonomik yükü hafifletmek için rezerv önerisi

Gazete Oksijen'in haberine göre; Almanya Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher, altın rezervlerini ülke için "krizlere karşı devasa bir kumbara" olarak nitelendirerek dikkat çekici bir çıkış yaptı. Fratzscher, Bundesbank'ın bu rezervlerin en azından bir bölümünü kullanarak, vatandaşlar ve işletmeler üzerindeki ekonomik baskının azaltılabileceğini savundu. Bu gelirin ayrıca eğitim ve altyapı gibi kritik alanlarda yapılacak yatırımlar için bir kaynak oluşturabileceği ifade edildi.

Bu öneri, özellikle Almanya'daki enflasyonist ortamda tüketicilerin üzerindeki mali yükün arttığı bir dönemde geldi. Mart 2026 resmi verilerine göre, sürücülükle ilgili mal ve hizmet maliyetlerini takip eden Motorist Endeksi, bir önceki yılın aynı dönemine göre %6,7 oranında artışgösterdi. Uzmanlar, ekonomik verilerin vatandaşın alım gücünü zorladığı bu süreçte, altın rezervlerinin kullanımının bir seçenek olarak masada tutulması gerektiğini belirtiyor.

"Bretton Woods" sistemi

Almanya'nın sahip olduğu toplam altın rezervinin tamamı Frankfurt'taki merkez bankası binasında fiziksel olarak bulunmuyor. Rezervlerin yaklaşık üçte birine denk gelen 1.236 tonluk kısmı ABD'de, Fed'in New York şubesindemuhafaza ediliyor. Bunun yanı sıra 404 ton altın da Londra'da saklanıyor. Tüm bu varlıklar, fiziksel olarak farklı ülkelerde bulunsa da hukuken Bundesbank yönetimi altında kalmaya devam ediyor.

Bu durumun temelinde, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan ve katılımcı para birimlerini sabit kurla ABD dolarına bağlayan Bretton Woods sistemi yatıyor. O dönemde büyük ticaret fazlaları biriktiren ve bunları altına çeviren Almanya, rezervlerini bu sistemin merkezlerinde tuttu. 1970'lerin başında sistemin çöküşüne rağmen altınlar bulundukları yerlerde bırakıldı. Bundesbank, 2017 yılında Paris'teki 374 ton altını euro sistemindeki rolü gerekçesiyle geri getirse de, yurt dışındaki varlıkların büyük kısmı varlığını korumaya devam etti.

Altın

Ulusal para birimini desteklemek için kullanılabilir

Altın rezervlerinin nerede tutulması gerektiği konusu, Almanya'da zaman zaman ciddi siyasi tartışmalara ve gerilimlere neden oluyor. Alman Vergi Mükellefleri Birliği yetkilileri, özellikle ABD'nin politikaları nedeniyle bu ülkeye duyulan güvenin zedelendiğini belirterek, altınların vatan topraklarına geri getirilmesi gerektiğini yüksek sesle dile getiriyor.

Mart 2026'da aşırı sağcı Af D, Bundestag'a sunduğu önergeyle tüm altın rezervlerinin ülkeye getirilmesini talep etti. Önergede, bu rezervlerin ileride kurulabilecek olası bir ulusal para birimini desteklemek için kullanılabileceğiifadesi yer aldı. Bu durum, eurodan çıkışa yönelik bir niyet olarak yorumlanarak parlamentoda bölünmelere neden oldu. Bazı partiler rezervlerin güvenliğinin New York'ta sağlanmasının ekonomik bir esneklik sunduğunu belirtirken, diğerleri bu durumu "sahte bir tartışma" olarak nitelendirdi.

Bundesbank cephesinde değişmeyen duruş

Bundesbank, altın rezervlerini satma yönündeki çağrılara uzun süredir mesafeli duruyor. Banka yönetimi, bu altınları para birimine duyulan güven için uzun vadeli ve sarsılmaz bir" çapa" olarak değerlendiriyor. Ayrıca, rezervlerin güvenliği konusunda Federal Reser ve'e olan güvenin tam olduğu, banka tarafından defalarca vurgulanan bir husus olma özelliğini koruyor.

Ekonomist Marcel Fratzscher ise bu tabunun sorgulanmasının mutlaka pervasızlık olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor. Fratzscher, mevcut ekonomik gerçeklikler göz önüne alındığında, herhangi bir şansölyenin "altını hemen satın" diyemeyeceğinin farkında olduğunu ancak karşı karşıya kalınan ağır ekonomik tablolar karşısında bu seçeneği tamamen gündem dışı tutmanın da rasyonel bir tutum olmadığını dile getiriyor.